.
  İtikadi Konularda Yapılan Hatalar
 

 

   İslamiyetin çeşitli millet ve coğrafyalara yayılmasının ardından, bazı yanlış itikad ve uygulamalar ortaya çıkmıştır. Bu yanlış inançlar; o toplumların, İslamiyet öncesinden kalma, eski din ve kültürlerinin izlerini taşımaktaydı. İslamiyetin tam olarak bilinmemesi, bu tür yanlış inançların, müslüman toplumlarda barınmasına da zemin teşkil etmiştir. 

   Örnek olarak; bir kişi kurban kestiği zaman: "Ben bunu babam için veya bir evliya için kesiyorum.” mesela: “Mevlana Hazretleri için kesiyorum." şeklinde niyet edip ve müstakilen (yalnızca ondan); hem niyetinde hem de dil ile zikrinde, Allah-u Zülcelal'den değilde bu zikrettiği evliyadan yardım beklemesi, bu yardımı onun halketmesini (yaratmasını) beklemek olur ki bu; Allah-u Zülcelal'e şirk koşmaktır. 

   Veyahut Allah-u Zülcelal'in rızası için kesmeye niyet ederek: "Mevlana Hazretlerine kesiyorum." dediği zaman; her ne kadar niyeti Allah rızası ise de, bunu dil ile zikretmediği için hiç hoş olmaz. Çünkü şeriat zahire hükmetmektedir. Şeriate uygun olan en güzel hareket tarzı, hem niyetini Allah rızası için tutmak, hem de dil ile ikrar etmektir. Kurbanı Allah rızası için kesip sevabını da bu evliyaya bağışlamak ve: "Onun duası ve hürmetine Allah-u Zülcelal benim hacetimi giderir." demek suretiyle her şeyi yalnızca, fail-i hakiki olan Allah-u Zülcelal'den beklemek, en doğrusu ve en güzel olanıdır. 

   Bazı cahil kimseler, konuşmalarında bilmeyerek de olsa hataya düşmektedirler. Örnek olarak: "Benim mürşidim bana rızık gönderdi, bana yardım etti, bu belayı benim üzerimden kaldırdı, dünya ve ahiret nimetlerini bana verdi." gibi sözler sarf etmektedirler. Bunda her ne kadar fail-i hakiki Alah-u Zülcelal'i bilip, mürşidi bu fiillere vasıta görseler de, dediğimiz gibi şeriat zahire hükmettiği için, bütün bunların Allah-u Zülcelal'den geldiğini, mürşidinin buna yalnızca vesile olduğunu niyetinde bulundurması ve diliyle de zikretmesi en doğrusudur. 

   Yani: "Mürşidimin himmeti ile Allah-u Zülcelal bu belayı üzerimden giderdi, bana rızık verdi." diye bilmelidir. Bunun aksini iddia edenler zaten küfre düşmüş olurlar. (neuzübillah) 

   Yine bazı kimseler, arkadaşlarına karşı övünmek ve muhabbetini göstermek maksadı ile çok yanlış konuşmalar yapabilmektedirler. Bundan itina ile kaçınmak lazımdır. Çünkü büyük söz söylemek sahibine, zarardan başka bir şey kazandırmaz. Mesela müridin: "Benim mürşidim putlara tap, kafir ol dese, bunu bir emir kabul eder kafir olurum." demesi çok zararlı bir sözdür. 

   Çünkü mürşidinin emrini, direkt olarak küfre bağladığı için mürid, küfre düşer. Esasen mürşid-i kamil, müridine böyle bir emir vermez. Ancak mürid, mürşidine olan muhabbetini küfre bağladığı ve bunu da dil ile ikrar ettiği için küfre düşer.

    Mürid: "Filan adam uçarsa, ben kafir olacağım." derse, o insan uçamayacağı halde, bunu iddia eden kişi, küfrünü buna bağladığından dolayı kafir olur. Bunun için küfür içeren sözlerden uzak durulmalıdır. 

   Evliyaullahtan şöyle nakledilmiştir: Mürşid müridine, gecenin geç bir vaktinde: “Kalk filan yere git!” dedi. Mürid hiç itiraz etmeden yola çıktı. Yolu hem uzak, hem de tehlikelerle dolu olduğu halde, mürşidinin emrini yerine getirdi. Mürşidi de ona himmet etti ve o, tehlikelerden zarar görmeden geri döndü. Mürşid şöyle buyurdu:
"İşte mürşidlik budur, müridlikte budur."

    Bir başka önemli konuda; bir peygamber veya evliyanın, bir taşı, ağacı veya bir çeşmeyi kullandığı varsayılarak; o taştan veya ağaçtan teberrük amacıyla yardım istenmesidir. Bunlardan yardım istemek; dilek tutmak, kurban kesmek, çaput bağlamak, mum yakmak, nazar boncuğu takmak gibi şeylerden medet ummak, hoş karşılanmayıp İslam dinine göre kesinlikle reddedilmiştir.

    Özet olarak; herhangi bir peygamber, melek veya evliyanın, müstakillen (kendi başlarına) bir fiîli yapmaya kuvveti yoktur. Fail-i hakiki (gerçek özne) olarak, ancak Allah-u Zülcelal vardır. Herşeyi kendi kudretiyle yapan, yaratan O'dur (C.C.). Bu peygamberler, melekler ve evliyalar, Allah-u Zülcelal'in takdiri ile yalnızca vesile olabilirler. Bunların duası ve hürmetine, Allah (C.C.) kulunun hacetini yerine getirir ki bu, daha çabuk kabul olmaya şayandır ve daha kuvvetlidir.

    Bundan dolayı, bunları kendimize rehber ve vesile edinerek Allah-u Zülcelal'den dilememiz daha uygundur. Çünkü Allah-u Zülcelal peygamberini ve dostlarını kolay kolay geri çevirmez ve onların vesilesi ile kullarına dilediklerini verir.
                           SEYDA MUHAMMED KONYEVİ (ks)






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:
 
   
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
islamcaddesi.tr.gg Sitenizesayac.com